Kolbastı’nın Önlenemez Yükselişi
Halk oyunlarıyla ilk ve tek ilişkim, okuma bayramındaki çayda çıra oyununda aldığım pasif rolden ibaret oldu. Müsamere esnasında yanımdaki arkadaşım Okan, kafasındaki tülbent tarzı şeyi elindeki mumla ateşe vermiş, tatlı öğretmenimiz Nilüfer hanım da elini yakmak pahasına çocuğun yanan kafasını söndürmüştü. Videosu var, bir gün koyarım buraya.
Halk oyunları da tıpkı Türk Halk Müziği gibi yıllarca TRT filtresinden geçerek bizlere ulaştı. Bütün eserler ve oyun tarzları TRT tarafından yeniden düzenlendi, daha usturuplu, daha koordine biçimde ortaya koyuldu. Bu süreçte binlerce yerel türkü notaya döküldü, oyunlar da analiz edilip kayda geçirildi, patentleri alındı. Bu açıdan faydalı görünen tüm bu çalışmalar, diğer bir yönden ne yazık ki Türkiye folkloruna birçok şey de kaybettirdi. TRT nin ve Devlet Konservatuarı’nın halktan alıp vatandaşa sunduğu bu ikinci sürüm folklorun en mühim eksiği, ortaya çıktığı coğrafyayla olan organik bağıydı. Kısacası ASLA RUH YOKTU.
Uzun zaman horondan, çayda çıradan, kılıç kalkandan uzak, gittiğim mekanlarda Emrah dansı yaparak mutlu bir şekilde yaşadım. Fakat geçen aylarda Karadeniz’den gelen bir çağrı beni etkisi altına aldı. Kolbastı.
Şöyle anlatayım, her türlü booty dans, elektro-boogie, step-dans, hiphop ve disko figürünü alın; bir dönemler Anadolu Ateşi (yarı Türkiye yarı Kuzey Avrupa, viking dansı füzyonu) olarak ortalarda gezen tarza ekleyin, ardından kafkas danslarıyla karıştırın ve bunu 180 BPM’lik bir müzikte, birbirinden bağımsız hareket eden 15 kişiye oynatın.
Resmen izlerken kendimi kaybediyorum, Kupka ya da Anadol konserlerine kolbastı ekibi davet etmek gibi fikirlerimiz var. Kolbastıyı ciddiye alıyorum, yarın birgün Dogztar’da kolbastı oynayan birilerini görürseniz o kişiler muhtemelen bizizdir, kaçmayın, savaşın.
1 Notes/ Hide
-
superheroofbmx bunu beğendi
-
antidig bunu gönderdi