Antidig : Kalp Sektesi

  • Arşiv
  • RSS

BAZI UFAK DARBELER : Bölüm I

Sene 1981. Buralarda değilim, oralardayım. Yanımda iki adamla yürüyorum. Bir elim cebimde, cebim fındık dolu. Diğer elimde, kısa bir tabure.

Adımlarımı hızlandırıyorum. Adamlardan hafif hafif uzaklaşmak için. Geriye doğru bakmadan, geriyi düşünmemeye çalışarak süratimi çaktırmadan arttırıyorum.

Bu andan birkaç gün önce kocaman dağları gören bir çayırda tek başıma oturuyordum. Cebimde fındık falan yoktu. Karanlık çökmeden yaktığım ateşin önünde yayılmış, öğlenleyin ormanda gezerken bulduğum yeşil renkli, çok bacaklı bir böceği inceliyordum. Bir yandan da hem kendime, hem böceğe bir şeyler konuşuyordum.

- Sarkıtlar da var, dikitler de. Şurada yatıyorsam, sırtıma yaslanmış bir dünyayı da taşıyorum aynı zamanda. Benim içimde de bir merkez var, benim içimde de dışarıyı içeri çeken bir güç var. Niye bu kadar umurunuzda değilmişim gibi davranıyorsunuz ki?

Ben konuşurken çimenlerin arasında kaybolur böcek, ben de uykuya dalarım. Bütün gece rüya görmemişim gibi uyanıp, güneş beni uyandırmadan hemen önce gördüğüm bir şeyi hatırlarım;

Bir otobanın kenarında, sarhoş gibi sendeleyerek yürüyorum. Ne olduysa bir türlü dengemi sağlayamıyorum. Bir oraya bir buraya sallanarak adım atmaya çalışıyorum, sadece arada bir geçen otomobillerin ışığı var karanlığı bozan. Nereye baksam dönüyor, onu görüyorum. Yolun kenarında çömelmiş sigara içiyor. Suratı belirsiz bir kadın. Dengeyi bulmanın yöntemini biliyormuş gibi geliyor, ona yöneliyorum tüyo almak için. Kendimi öne doğru salarak kontrolsüz adımlarla kadına doğru yalpalıyorum.

Bir anda kadının oturduğu yere çöküp kalıyorum. Tek başımayım. Kadın yok oluyor. Altımda bir klozet, pantolonum bileklerimde. Gözlerimi sabitleyip kafamı kaldırıyorum, hava aydınlanıyor. Birkaç metre ötede ciddi bir kalabalık. En önde annem, babam, yakın arkadaşlarım, uzak arkadaşlarım, tanıdıklarım ve tanımadıklarım. Eskiden birlikte olduğum insanlar da tam kadro karşımdalar.

Klozete oturmuş, aslında işemiyorum bile. Pozisyonumdan utanıyorum. Durumun iç muhakemesini yapıp aşmaya çalışıyorum. Oluyor, ama hemen sonra yine olmuyor. Utanç içinde olmamak için gururla dikmeliyim başımı fakat hangi motivasyonla? Önümdeki kalabalık, her biri ayrı birşey düşünüyor hakkımda şu an. Kafamda bu düşüncelerden başka şey yok.

Rüyanın nerede bittiğini bilmiyorum, uyanır uyanmaz ayağa kalkıp geceden hala kor kalan kütüğün üzerine işiyorum. Tamamen söndüğünden emin olup yola koyuluyorum. Gideceğim yer ev. Benim evim, bizim evimiz.

Küçükken, beş altı yaşındayken anlamlar çok farklıydı. Anlamını bilmediğim birçok şey vardı ayrıca. Şimdi hepsini bildiğimi varsayarak yaşar gibiyim. Bana bu güveni ne verdi bilmiyorum. Herhalde bir yetişkin olarak yaşamanın metodu budur. Bilmediğini de biliyormuş gibi takılmak.

1981’in sonbaharında yanımda iki adamla yürürken etrafımda o rüyada gördüğüm kalabalıktan çok daha fazla insan vardı. Hiçbirini tanımıyordum, bu yüzden benim hakkımda herhangi birşey düşünmeleri umurumda değildi. Zaten benim hakkımda düşünülen her şey aşağı yukarı aynıydı. İki büklüm yaşlı bir adam işte, ne istiyorlar bu heriften, ne yapmış olabilir ki? Ne halt yedi de şimdi iki adamın eşliğinde ipe doğru yürüyor? Ölümden korkuyor mu acaba şu an?

Yok, ipe falan yürüdüğüm yok gerçekte. Öldürülecek olan ben değilim. Bugün ilmeği geçirecek adamın hemen arkasında bekleyeceğim. Tabureye tekme atmakla görevliyim. İyi vurmam lazım, yoksa boynunda iple bekleyen genç adamı da, infazı seyretmek için toplanmış güruhu da boşuna heyecanlandırmış olurum. Ölüm cezası uygulanması zor bir şey. Bence cezayı veren hakim vurmalı tabureye. Ya da hayır, hakimi dizüstü çöktürüp suçluyu da üzerine dikmek lazım. Tekmeyi yine ben atmalıyım, hem de hakimin karnına. Öyle bir tekme atmalıyım ki; ikinci bir hamleye gerek kalmadan suçlu cezasına kavuşsun, hakim de darağacından aşağıya yuvarlansın. Kalabalık hangisine bakacağını şaşırmalı işte.

Hayal ettiğim gibi olmuyor tabi, çok hızlı bitiyor bu işler. Tabureye attığım kaçıncı tekme bu anımsamıyorum. Tüm dünyada gezip suçluların taburesini tekmeleyen adamım ben. Kimsenin umrunda değilim, tekmemle havada asılı kalan adamın bile. Yanımdaki adamlardan biri cesedi havaya kaldırıyor, diğeri ilmeği çıkarıyor. Birlikte cezasını çekmiş mahkûmu kalabalıktan uzaklaştırıp hapishanenin gerisindeki dere kenarına götürüyoruz. Bu sefer arkalarından yürüyorum, iki elim de cebimde.

Vücudunu yıkıyorlar, gördüğüm en saçma şey. Sanki akşam yemeğinde yiyecekmişiz gibi ölen adamı yıkamanın karşısındayım. Ölüye makyaj yapanını da gördüm, haftalarca evde tutanını da. Hepsi delice, bana sormayın bu fikirler benden çıkmadı.

Derenin kanalizasyon karışan suyuyla tertemiz olan cesedi toprağa yatırdık, izliyoruz. Herkes sigara yaktı, nedense bu olaydan efkârlanan bir biziz gibi geliyor. Yani bir suçlunun ölümünden. Devamı var…

  • 3 yıl önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
← Önceki • Sonraki →
Avatar Blogun yok demesinler.
  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • Mobil