Antidig : Kalp Sektesi

  • Arşiv
  • RSS

Beni Yordunuz Dostum

Türkçe’de aytışma, eski dilde münazara diye geçen bir kavram vardır. Taraflar savunmakla yükümlü oldukları fikre inanmakla yükümlü değillerdir. Yani ben kitap okumanın değerine indandığım halde münazara dahilinde gücüm yettiğince sizi okumanın faydasızlığına iknâ etmeye uğraşırım. Hatta daha da ilginci amacım sizi ikna etmek dahi değildir; sadece haklı çıkmam, sizi ezmem yeterlidir. Kavramsal sanatta da sıkça karşılaştığımız gibi, külliyen ittirme bir alt metin üzerinden veyahut konuyla aslında örtüşmeyen (fakat sizi izleyen, haklı olup olmadığınıza karar veren kitlenin/zümrenin ortak değerlerine dokunacak şekilde özenle seçilmiş) bir metaforu kullanarak üste çıkabilirim.  Misal derim ki;

“Kitap okumak, uyuşturucu kullanmak gibidir, çevirdiğiniz her sayfa sizi yalanla dolu bir hayal alemine sokar, okudukça gerçek dünyaya uyum sağlamak her geçen gün zorlaşır. Bir delinin kaleminden çıkmış zırvaları okurken ailenizden, dostlarınızdan yavaş yavaş kopmaya başlar daha sonra bu zehrin bağımlısı haline gelirsiniz. Dünyamızdaki somut gerçekler, sorunlar yerine kitapların yarattığı hülyalı düşünceleri tercih etmeye başlarsınız, sonunuz da çoğu zaman oraya gömülüp yok olmaktır.”

Tamamen doğaçlama uydurduğum bu sözler içerisindeki kitapla romanı ayıramayan, hayal gücünün de gerçek dediğimiz şey kadar geçerli olduğunu esgeçen, yaşama sonsuz açıdan bakılabileceğini yadsıyan tavra da dikkat etmek gerekiyor, lâkin kütük gibi bir kafadan çıkan metaforlar her daim böylesine oturaksız bir karakter çizer.

Kısaca ömrümde karşı karşıya geldiğim insan icadı şeylerin belki de en aptalcası aytışmadır diyebilirim. Asıl söyleyeceğim şey ise; tamamen aytışma mentalitesi ile konuşan politikacıları ve bunların “politically correct” laflardan başka bir şey söyleyemediklerini gördükçe sorunun kişilerden değil politika kavramından kaynaklandığını daha iyi anlıyorum.

Şu Amerikan başkanı göz göre göre ortadoğuda hakimiyet kurmak için Afganistan’a, Irak’a girerken “Size demokrasi lazım.” şiarını ortaya attı, şu Türk başbakanı yumurta kapıya dayanınca, “Reis-i Cumhur halkın oyuyla seçilsin, işte demokrasi budur.” dedi, kimse de; “Eh be kardeşim kaç senedir o koltuktasın madem böyle bir fikrin vardı neden çekindin, niçin parmak kaldırıp söylemedin şu dahiyane fikrini?” diye sormadı, şu Çağlayan’da, Ankara’da, İzmir’de toplanan kitleleri galeyana getiren düdükler antiemperyalist, anti-amerikan söylemleriyle yeri göğü inletirken, memleketin kendi janrasında on yıllardır hem emperyalizmin hem de amerikanın en harbi kalesi olduğu gerçeğini es geçtiler, üniversitelere türbanlılar girmesin, ülkemiz laiktir diye konuşup duranlar, kimliklerindeki din hanesine doğar doğmaz İslam yazılıyor olmasından, hiç laf açmadılar. Herkes bir kör, herkes bir sağır, herkes bir dilsiz oluyveriyor yeri geldiği zaman. Politika külliyen kaldırılsın, doğal kaynakları ve gelir dağılımını robotlar yönetsin de cümleten kurtulalım şu gerginlikten. Olmaz değil mi, bu da insanlığı ayakta tutan bir dinamiktir illa ki. Hay dinamiğini seveyim.

(O aynı Türk başbakanı, ülkeye adsl getirdik diyerek beni ikiye bölmüştür. Türk Telekom’un satıldığından, bu girişimi özel bir kurumun gerçekleştirdiğinden haberdar etsin birileri o beyefendiyi.)

  • 3 yıl önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
← Önceki • Sonraki →
Avatar Blogun yok demesinler.
  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • Mobil