Antidig : Kalp Sektesi

  • Arşiv
  • RSS

Çığırtkan’ Jay Hawkins Efendi

Hava hafif yağmurlu, neden şemsiye almadın, neden düdük gibi çıktın sokağa? Çünkü çok kalın kabanınla ince ceketin arasında bu havalar için, tadında bir montun yok. Neyse ki; küresel ısınma var, havalar güzel kış da olsa. Buzullar eriyor, dünyayı sular basacak. Birçok canlı türü yitip gidecek, muhtemelen yenileri gelecek.

Televizyonda Ömer Madra’yı gördüm. Ne güzel bir insan, parası var, tuzu kuru bile denebilir bir anlamda. Nasıl da bir misyoner gibi çalışıyor doğru bildikleri için ve düşüncelerini ne kadar da tutarlı argümanlarla ortaya koyuyor. Açık Radyo gibi kasıntı olmaktan olabildiğince uzak bir entelektüel değeri memlekete kazandırdığı için de ayrı seviyorum kendisini. Parası olduğu halde güzel işler yaptığı için garipsiyor olmam gerçekten acı, “Olacak O Kadar” tandansından kaçınmak istediğim için bu konuyu deşmiyorum.

Seneler önce annem gitmiş Enis Batur’la tanışmış. O zamanlar Enis Batur Gergedan dergisiyle iştigâl ediyor ve Ömer Madra’yla da pek bir içli dışlılar. Enis Batur’u da Yapı Kredi yayınlarını getirdiği noktadan dolayı, insanı bilgiye boğan yapıtlarından dolayı seviyorum. Seviyorum ama pek de okumayı beceremiyorum, ne yalan söyleyim; fazla dokümanter tadı var son yıllardaki yazılarında, yakın ya da uzak tarihlerle alâkalı bilgiden ziyade hisleri tanımak istiyorum şu sıra okurken. Geçen yüzyılın Kafka’sı, Zweig’ı daha keyif veriyor.

Sait Faik’e takılmıştım bir ara; pek duygulu, romantik yanları sebebiyle. Aynı tasvir kabiliyetinin çok daha entelektüel, çok daha concon varyasyonu olan Proust Efendi’yi de sıkılmadan okumuştum, fakat bir süre sonra betimlemelerin bataklığında, “metaforsuz” tanımların gölünde, annesinin kucağında kendimden geçer gibi oldum, okumaya devam edemedim.

METAFOR KAFASI (Eğretileme Başı)

Jude Law bey Anthony Minghella’nın Hırsız (Breaking and Entering) filminde, “Metaforları seviyorum, gerçekle yüzleşmekten çekinmemden ötürü belki.” deyiveriyor. Hep düşündüğüm şeydir zaten, bağlandığı konuya sadece tek yönüyle uyan ancak aslında laf kalabalığından başka şey olmayan çok fazla “metafor” uçuşuyor kitaplarda, şiirlerde, televizyonda. Özellikle Kurtlar Vadisi tadında dizilerde “Hayatım bir kurumuş dere gibi Hüsnü Ağa, tekrar akabilmem için o barajın yıkılması gerek. Pamir’i ne pahasına olursa olsun ortadan kaldıracağım.” gibi nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen eğretilemeler ilk etapta hakikaten etkili ve anlamlı duruyorlar. Fakat düşününce, insan neden hayatta birini öldürmeden önce böyle bir “metafor” sallar ki? Muhtemelen Pamir’i katli vacip bir kişilik olarak anlatabilmek için; “Evet, adam haklı, bir dere olarak akması lazım, o hidroelektrik santralini yıkmak lazım.” dedirtmek için. Otlu peynir kokusuydu babam sevgili okuyanlar.

ÇIĞIRTKAN JAY

Ömer Madra’dan girip Kurtlar Vadisi’nden çıkan bu aklı karışık yazıya daha da garip devam etmek istiyorum. Geçen ay Jim Jarmush’un “Stranger Than Paradise” filmini tekrar izledim. Konsantre olmadan izlediğim için mi, yoksa tıpkı kitap okurken olduğu gibi, sunulan bilgiyi edinmekten çok, yalnızca algılayıp bırakma huyumdan dolayı mı bilemiyorum, birçok filmi aynı heyecanla, aynı merakla tekrar tekrar izleyebiliyorum. Stranger Than Paradise için de aynısı oldu. Neyse, filmdeki Eva isimli Macar kızı her fırsatta çığıran bir adamın müziğini dinleyip duruyor. Çığırtkan Jay Hawkins, nam-ı diğer Screamin’ Jay. Filmden sonra soulseeke koşup iki albümünü indirdim. I Put A Spell On You zaten filmde durmadan çalan şarkı. Onun dışında Constipation Blues var ki; kabızlık acısı için yapılmış yegâne şarkıdır yüksek ihtimal. Gerçi 90’lı yılların Cannibal Corpse ayarındaki brütal grupları bağlam açısından aynı yerde duruyor kanımca. Kasıtları yoktur sadece bu hususta.

Lois Armstrong gibi has romantik, Tom Waits misali çatallı sesiyle, James Brown kadar ateşli, Robert Johnson kadar geleneksel duran bu güzel insanı, blues, swing havalarını oldum olası sevdiğim için hemen bağrıma bastım. Sarkastik olmadan komik olmayı beceren tüm yaşlı adamlara buradan selam ederim.

SARKAZM

Sarkazm demişken bir iki laf da onun için söylemek istedim; pek kolay iş şu sarkazm. Hakikaten insanı zeki gösteriyor, gelin görün ki; alaycılık, tepeden bakmak gibi özellikler zekadan ziyade düdük olmakla ilgilidir. Sarkazm bir yöntem işidir, kadim dostum Anday’ın deyimiyle Sarkastik insanı C Plus’ta yüz parametrelik bir kodla yazabilirsiniz. Tıpkı Hürriyet’te çıkan Hrant Dink cinayeti yazısının altına bir aibot edasıyla “Türkiye üzerine oyunlar oynanıyor.” yorumunu giren robotik Türk gençlerini yazabileceğiniz gibi. Mesajımı verdim, kaçıyorum.

  • 3 yıl önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
← Önceki • Sonraki →
Avatar Blogun yok demesinler.
  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • Mobil