Büral Mevsim
Hava hayli soğuk. Döndüğümde her şey bambaşka olacak biliyorum. Elbette bu farklılık hatrımda kalanların bir çeşitlemesinden ibaret olacak. Girip çıktıkça şekli şemali değişen zihnimin, her nefes alışımda farklı bir koku salan kalabalığın üzerimde çevirdiği hunharca kandırıkçılık gibi, faili bilinmeyen bir suç işte. Aslında düşünüyorum da, kafamı nereye çevirsem aynı oyunbazlığın kabuk değiştirmiş hallerinden başka bir şey görmüyorum. Şakacı, üzücü, mesajlı ya da aptal taklidi yapan reklam kampanyaları, fütursuzca fabrikasyona sokulan sanat yapıtları, prototipler aracılığıyla sınıflandırılan yaşam tarzları… Buralarda uyuşmak için ayık kalmak yeterli. Şimdi kırksekiz yaşındayım. Çöplük gibi bir dünyanın hemen dışındayım. Başka bir yerden geliyorum. Kimbilir ne vakittir memlekette olan hiçbir şeyden haberim yok. Bana haber ulaştırmaya çalışan kimse de yok doğrusu. Günün ışıklı zamanlarında üç kere gözümü açıyorum. Her seferinde yalnız 1 şey görüyorum. 3 görüntünün sarhoşluğuyla uykuya dalıyorum. Uyku sadece uyduruk mahremiyetimi örten bir yaprak gibi; lüzumsuz aslında, mecburiyetten ibaret. Etrafımda ne varsa, benim anlık uyanışlarım esnasında yaşadığıma benzer bir mahmurlukla, gözkapakları yarıya düşmüş halde izliyor çevresini. Hepimiz birbirimizin çevresiyiz, bundan başka her şeyden bihaberiz.