Hava Alanı
Uzun zamandır havaalanının yakınlarında bir evim var. Pistin etrafında asker gibi dizilmiş ağaçlar var. Benim evimin önünde yok ağaç. Beton zaten her yer, her nasılsa canlı kalabilmiş bir iki tanesinin varlığı da dalıp gitmiş ihtiyarlara benziyor. Pek duymuyorlar artık meyva isteyen çocukların sesini. Belki kıskanıyorum biraz , ne bahçem var ne de ağaçlarım. Komik de geliyor aslında ağaçlarımın olması fikri. Bir ağacı nasıl sahiplenir ki insan? Ağaç onlar… Ağaç işte. Sevdiğim olur ama sevgilim olmaz benim!..
Sağda solda gezinen kediler görüyorum bazan. Köpekler de var bir sürü, ama kedileri her zaman daha ilginç bulurum. Konteynerlerden yemek çıkartmaya çalışan kedilerle göz göze gelirim yürürken. Sokak boşsa miyavlarım biraz. Konuşabildiğimize inanmak isterim. Kedi olmak isterim aslında biraz da. Bu umursamazlık, bu tüm gün uyuyan dinamizm, bana büyülü gelir.
Havaalanı; içinde uçak olan bir yerdir. Uçaklar kalkar oradan çoğu zaman. Yoğun sis olduğu günler hariç. Vapurlar da sis olduğunda kalkmaz. Uçaklara kızarım, vapurlara kızamam. Çünkü yaşlı amcalardır vapurlar, ellerinden geleni yaparlar hep.
Uçaklar kalkarken odamın camları zangırdar, sanki düşecekmiş ya da patlayacakmış gibi bir his verir bana. Zevk veren korkulu anlar yaşarım evimin önünden uçak kalktığında. Evimin önü havaalanı. Havaalanının önünde değil benim evim. Değiştiriyorum.