Temmuz 2008
36 gönderi
Rumor
Hamurunla yaptığın kamburumdan,
Hümorunu taktığın omuruma kadar;
Geniş mizaçlı yalnızlığımla derbederim.
Lemur gibi yatıyorum yola doğru,
Her an ağlayabilirim.
Terk Edilmiş Ayakkabılar II
Onur Girit’in verdiği bilgiye göre evde bir ölüm olduğu zaman, merhumun ayakkabıları kapının önüne koyulurmuş. Her ne kadar kapının önünde duran ayakkabılar ilginç değilse de, aşağıdaki fotoğraflarda yer alan pabuçların Cihangir’de koşu sırasında hayatını kaybeden birine ya da merdivenlerden çıkarken ruhunu teslim etmiş iki yakın arkadaşa ait olduğunu düşünmek mümkün.
Her şeye rağmen...
Mikis Theodorakis
Olaylar çok ilginç. İrili ufaklı çakıl taşları, değersiz ve işlevsiz. Kulağımı bir tren yoluna dayayıp, yaklaşan şeyleri dinlemeye nasıl da hevesliyim. Hevesimden çekiniyorum ya. Sevmiyorum hevesimi.
Şimdi sanki biraz hiç doğmamış olsaydık. Her hamlemiz piston seslerine dönüşür müydü yine? Ne piston sesi ya, doğrudan prezervatif hışırtısı işte. Biliyorum pek anlamıyorsun, anlama diye yazıyorum...
Terk Edilmiş Ayakkabılar
Bu terk edilmiş ayakkabıları anlamakta güçlük çekiyorum. Benim bilmediğim bir kültür mü var İstanbul’da, insanlar ani bir kararla kullanmadıkları ayakkabıları ihtiyacı olanlara mı bırakıyor? Polisten kaçan adamların iz bırakmamak için kullandıkları absürd bir yöntem mi ya da bu?
Öyle ya da böyle, yolda adamı olmayan ayakkabı görünce önemli bir şey yakalamışım gibi fotoğraflamaktan...
Bu Nedir?
2004 yılından bugüne dek yazdığım bazı blog yazılarını buraya taşıdım. Bekleyelim, olaylar gelişsin.
Geçen Bölümün Özeti
Yanlış. En azından doğru değil. Senin, kendi kendine düşündüğün şey; mühim değil. Düşünce, beynin çalışırken çıkardığı gıcırtı yalnızca.
Tahayyül edebildiğiniz olasılıklar çoğaldıkça, bilumum vaziyeti değerlerdirebilir hâle geldikçe, olanları daha kolay kabul edebilirsiniz değil mi? Karşıtlar, yanlışlar ve doğrular, iyiler ve kötüler yakalanamaz hızlarda birbirlerinin yerine geçerler.
Bu durum...
Kar ve Vapur ve Balık ve Renault ve Ido
Senenin ilk karı düşer de bunu bir blogda yazmayan olur mu? İstanbul’la ilgili an itibariyle suların kesik, havanın soğuk, pencerenin diğer tarafının karlı olduğunu söyleyebilirim. MP3 çalarımın şarj kablosunu kaybettim, bu herşeyi daha melankolik bir hâle sokuyor. Dışarıda müzik dinleyememe fikri, evden çıkmayı sürekli ertelememe neden oluyor. Olsun, ev de güzel.
Kar yağdı dedik, e bari...
Pijamanın Esrarı
Beyaz’ın profesyonel bir dansçıya “Esas meslek nedir?” diye soruşundaki magandalıktı gözyaşım ve Tiesto’yla titreyen taksici bacağı gibi kalın ve fit olsun başın.
Cihangir’den yukarı, Taksim’e doğru yürüyoruz. Kar soğuğu bitmiş de yavaştan tane tane serpmeye başlamış, fakat yerler henüz kaymıyor. Roxy’nin sokağına girmişiz, hızlı adımlarla Kiralık...
Gogol Bordello Konseri
Ukrayna’lı müzisyen Eugene Hutz’ın oynak grubu Gogol Bordello’yu izlemekten geliyorum. Sabancı öğrenci terminalinin kocaman amfi tiyatrosunda, sahnede durmaksızın zıplayıp oradan oraya koşan sekiz kişiyi izlerken ben bitap düştüm. Zaten içi geçmiş bir insan mıyım diye sorarım kendime arada bir; bu konserde anladım ki; öyleyim. İki saate yakın süre boyunca kızkaçıran gibi hareket...
Beni Yordunuz Dostum
Türkçe’de aytışma, eski dilde münazara diye geçen bir kavram vardır. Taraflar savunmakla yükümlü oldukları fikre inanmakla yükümlü değillerdir. Yani ben kitap okumanın değerine indandığım halde münazara dahilinde gücüm yettiğince sizi okumanın faydasızlığına iknâ etmeye uğraşırım. Hatta daha da ilginci amacım sizi ikna etmek dahi değildir; sadece haklı çıkmam, sizi ezmem yeterlidir....
Pazar '90
Aylardır istediğim pazar sabahı geldi işte. Serinsin, ürpertiyorsun ve sen gelmeden hüzünlenmiştim ben zaten. Sol yanıma doğru, zamanın doğradığı doğramaya doğru, esip esip duruyorsun. Dur yahu, şımardın, adam oldun iki satırda. Evimin hemen karşısında bir başka apartımanı gizlemeye çalışan üç beş tane koca ağaç var. Ağaçlar ve apartımanların dışında bir de otomobiller var zaten. Arabalar çoğalıp...
Storyboard Nasıl Hazırlanır ?
Tüm dünyada hareketli görüntü içeren her ürün için müşteri, yönetmen, prodüktör, görüntü yönetmeni, kameraman arasındaki iletişimde mühim bir rol üstlenen “storyboard” hakkında bildiklerimizi tazelemek adına birkaç söz söylemek istiyorum. “Storyboard” hazırlarken birincil ehemmiyet taşıyan unsur; çizim kabiliyetinden ziyade, talep edilen öğeleri açık bir şekilde karelere...
Çığırtkan' Jay Hawkins Efendi
Hava hafif yağmurlu, neden şemsiye almadın, neden düdük gibi çıktın sokağa? Çünkü çok kalın kabanınla ince ceketin arasında bu havalar için, tadında bir montun yok. Neyse ki; küresel ısınma var, havalar güzel kış da olsa. Buzullar eriyor, dünyayı sular basacak. Birçok canlı türü yitip gidecek, muhtemelen yenileri gelecek.
Televizyonda Ömer Madra’yı gördüm. Ne güzel bir insan, parası var, tuzu...
Bitti
Yatağa serilip seni aramadan önce pencereden baktım. Camlar hep pis, tepesi karlı dağları örümcek ağlarının, sinek çocukların tozun gerisinden izledim. Gücüm azalır gibi oldu, başımı pencereye doğru yaklaştırıp yavaşça alnımı yasladım. Burası çok uzak biliyorsun. Eskiden dokunabildiğim her şeye uzak. Boyalarımı, tükenmez kalemimi getirdim. Bir şey olmadı. Çok gün geçti gerçekten. Elimden hiç bir...
Ben Doğarken Ölmüşüm
Dünya ve üzerinde hüküm süren sosyal sistemin işleyişine denk düşen iki önemli söz mevcut. Bunlardan ilki “Her şeyin yeri ve zamanı var.”, ikincisi “Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak.”
Özellikle ikincisi, yakında elime alacaklarım itibariyle durumumu gayet güzel tasvir ediyor. Tam bir korkak olduğum için, konudan açık bir şekilde bahsetmek istemiyorum. Kıvranışım, anlatamadıklarımın dansı...
Güldük Bitti
Hayatta kalmak için uğraşmakla başlayıp, yaşamın yalnız hayatta kalmaktan ibaret olmadığını unuttuğun noktaya geldin. Her yerin uyuşuyor, sevdiklerini dinleyecek ya da onlara laf anlatacak biri değilsin artık. Çalışmak, aynı işi hergün yapmak mıdır? Şunu bil ki; insanı uyuşturan aylaklık değil, doğumundan ileri gelen ihtiyaçlarını ortaya çıkarmaya çalışmadan, bir anlamda nefes almadan yaşamaya...
Güncel Sanatın İçi Ne ?
Güneş pırıl pırıl, zemin kuru, konseptler hazır, memleketin içinden ve dışından onbinlerce izleyici bienal ile tetiklenen çok sayıda etkinliğin heyecanı içerisinde. İstanbul hiç bu kadar yoğun bir sanat trafiği yaşamamıştı. Bienal, Yaya Sergileri, Aykut Barka vapurunda gerçekleşecek İki Yaka Arasında projesi, eski Galata Köprüsü’nde açılan tasarım fuarı ve resmen gerçekleşen bunca...
Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği
Sanayi-i Nefise Mektebi’nde son yıllarını okumakta olan, aralarında Zeki Kocamemi, Refik Epikman, Elif Naci, Ali Avni Çelebi gibi isimlerin bulunduğu bir grup genç sanatçı 1924’te Maarif Vekaleti’nin açtığı avrupa sınavını kazanıp Paris’te eğitim görmeye giderler. Gitmeden önce 1923’te kurmuş oldukları Yeni Resim Cemiyeti de bu sebepten dağılır. ancak Paris’te...
Resme Ne Oldu
Resmin sosyal bir işleve hizmet edebilmesi için bir ilk adım olarak sanata ve kültüre halihazırda bakmakta olan kitlenin dışındaki insanlara onu ulaştırmak, görünümüne alışmalarını sağlamak gerekiyor. Bunun yolu, aslında diğer tüm disiplinler gibi yaratımı ve algılanması ayrı bir birikim gerektiren resmi, günlük yaşamın içerisinde sunmak olabilir. Galeriler, müzeler, bilimum sergi mekânları ve...
Estetik ve İşlev
Yaşam, teorik olarak, bir disiplinler birliğinden ibarettir. Eğer ki hissiyat, bir kenara bırakılır da, rasyonel düzleme oturulup etrafa şöyle bir bakılırsa; çıkagelme, gelişme ve sonlanma, yalnızca bir sonsuzdan diğerine geçişin daimi tekrarı için varolan işlevsel öğeler olarak görünür. İşlevsellik, insanın içerisine düşegeldiği doğada adım başı karşımıza çıktığı içindir ki; tek bir tür (insan)...
Tanım
Sarkaç muhakkak ki, simetrik bir devinim izleyecektir. Gittiği yönün aksini de ziyaret edecektir. Ondan aldığını buna verecek, bundakini şuna iletecektir. Hasıl olan ne varsa, hepsinin raslantısal bir seyri olmalı, en keskin matematik işlemlerin dahi, başında yahut sonunda, tanımlanamayanın bulunduğu doğal bir boşluk olmalı. Tüm varlıkların ve kendi zamanlarının dışına doğru ittikleri yoklukların...
Görüntü
Görünüşe bakılırsa karanlık çöktüğünde uyumalı, resim bittiğinde yapmayı bırakmalıyım. Yaşanan şudur ki; her görünüm, ardında gizlediği bir hükmediciyle, bakanlığını ve izleyiciye akanlığını yaptığı tanrısıyla çıkar karşımıza. Bu tanrının söylediklerini, hatta emirlerini duyarız, ancak, gördüğümüz her ne ise, o kadar gerçektir, o kadar inanılasıdır ki; tıpkı birbiriyle yalnızca raslantısal bir bağ...
Büral Mevsim
Hava hayli soğuk. Döndüğümde her şey bambaşka olacak biliyorum. Elbette bu farklılık hatrımda kalanların bir çeşitlemesinden ibaret olacak. Girip çıktıkça şekli şemali değişen zihnimin, her nefes alışımda farklı bir koku salan kalabalığın üzerimde çevirdiği hunharca kandırıkçılık gibi, faili bilinmeyen bir suç işte. Aslında düşünüyorum da, kafamı nereye çevirsem aynı oyunbazlığın kabuk değiştirmiş...
Erte
Ya şimdi akarsa? Duruyorum. Herhangi bir duruş işte. Sol elimde garip bir his; sanki yağmur yağıyor azıcık. Yüzeydeki yaşam sürerken kendisini minik titremelerle hatırlatıyor derin. Ne yaparsa yapsın, hep derin. Ölüm bile hüzünden bağımsız, sarı sarı parıldıyor bazen ama derinler hep siyah, hep ışıksız, insan için hep en umutsuz mekânlardır. Dibe doğru yüzenler, derinlere ağırlıkları yüzünden...
Dönüyoruz
Şimdi daha önce hiç gelmediğim bir yerdeyim. Uzayan yüksekliklerin vücudumu ufalttığı, geniş kanatlı şişko kuşların uçarken fırtınalar estirdiği bir tepe. Çok çimen var burada. Üzerlerinde ölene dek koşabileceğim, ömrüm boyunca her saat başı yer değiştirerek uzanabileceğim kadar, aç kalmış bütün inekleri doyurabilecek kadar çok. Oysa kollarımdan, sırtımdan ve ineklerden yoksunum. Birini bekler...
Güven
Neyin ardına saklandıysan çık artık. Ya da dur, çıkma! İnandığım şeyleri görmemeye öyle alışkınım ki. Ve gördüklerime burun bükmeye… Şimdi garip bir ahenkle geziyorsun. Sokaklarda insanlar falan ölüyor, bir şeyler patlıyor, yüksek binalardan kopan parçalar ayağının dibine düşüyor. Adımların sürekli ölmekten kurtarıyor seni. Ama biliyorsun ki, asla güvenmemen gerekir. ne adımlarına ne de...
Tepede Oturuyoruz
Yola çıkalı aylar oldu sanki. İlk zamanlar hızlı adımlarla, hatta neredeyse koşarak ilerliyordun. Arada bir soluklanıp, yine devam ediyordun. Şimdi, nefes alırken çıkardığın seslere bakılırsa bitap düştüğün söylenebilir. Bizim bu tepeye oturup karınca kadar ufak görünen bedenini tükenirken izlemekten başka işimiz yok. Sık olmasa da sesleniyoruz sana. Yanımda uzun kafalı bir ihtiyar uzanıyor, senin...
Zıt
Kontrastlar, zıtlıklar, geçişsiz değişiklikler etkiyi getirir. Etkilenim neyi getirir? Etki, olageldiği anda, ufacık bir kodu, düşüncenin arkasına bırakır. Bu kod ya kalıcı bir şeye, bir hatıraya, bir güdüye dönüşür ya da bir başka kodun yerini almasıyla yok olur. Adı geçen kontrastlar, zıtlıklar, geçişsiz, ani değişimler; mutlaka algılanan eserin, nesnenin bünyesinde yer almak zorunda değildir....
Evim
Evimizin hayli geniş bir bahçesi var. Ağaçlar pek çeşitli değiller, fakat dallarının rastgele bir düzenle, iç içe geçerek yarattığı kaotik ve aksi gibi yeşil görüntü, insanda sanki manzaranın her metrekaresine, farklı memleketlerden koparılıp getirilmiş orman parçaları yerleştirmişiz izlenimi bırakıyor. Ağaçlar birbirlerine sarılırken öyle ağır davranıyorlar, gelen misafiri öyle güzel niyetlerle...
Şapka
Musluk suları toprak kokuyor. Bu yüzden musluk suyu içmeyi seviyorum. Annem, belâlı hastalıklar kapabileceğimi söylemişti… Bilmiyorum, ihtiyacım olan dengeyi yapmamam gerekenlerin bir kısmını yaparak kurduğumu düşünüyorum. Bu dengeye yapmam gerekenlerin bazısını es geçmem de dâhil oluyor elbet. Örneğin inceltme işaretini çok yersiz kullanıyorum. Yine annemden duydum ki; bu işaret çoktan...
Kalabalık
Kalabalık orası… İnsanlar, hayvanlar ve yabâni otlar var. Aydınlık ayrı, karanlık ayrı bir kalabalık yaratıyor. Gökyüzü ayrı, çimenlerle kaplı topraklar ayrı kalabalık. Yüzüme bak: ağzımda ayrı, gözlerimde ayrı kalabalık var. Ticarethânelerle dolu sokaklarda içine kimseyi almadan yürüyen bir çocuk… Bir çocuk; nasıl olur da kimseye yer vermez içinde?!.. Annem, babam, en yakın dostlarım;...
Zaman
Sen de beklemenin yanındasın. Kitapları, insanları, trafik kazâlarını bekleyerek anlamak istiyorsun. Ama hep kaybettiğini söyler insanlar. Beklemenin işe yaramayacağını anlatırlar. Çekinirler aslında onlar da birçok durumdan. Yanakları kızarmasın diye ses çıkarmaz, hareket etmezler.Tekrar ederek beklemenin aptallığını kendilerine; beklerler onlar da.
Otomobil
Tren içerisinde yazılan yazılar, yamuk yumuk yazılırlar. Fakat elbette içinde ikâmet ettiğiniz vagonun sarsıntısına ve el hakimiyetinize göre değişir bu durum. Rayların kilometreler boyunca birbirlerinden kopmadan sürüp gitmeleri, sadece üzerlerinden bir trenin geçmesi, birinden diğerine devrilmeden seyredebilmesi için ard arda dizilmiş olmaları ve hepsinden önemlisi bu birlikteliğin teorik olarak...
Hava Alanı
Uzun zamandır havaalanının yakınlarında bir evim var. Pistin etrafında asker gibi dizilmiş ağaçlar var. Benim evimin önünde yok ağaç. Beton zaten her yer, her nasılsa canlı kalabilmiş bir iki tanesinin varlığı da dalıp gitmiş ihtiyarlara benziyor. Pek duymuyorlar artık meyva isteyen çocukların sesini. Belki kıskanıyorum biraz , ne bahçem var ne de ağaçlarım. Komik de geliyor aslında ağaçlarımın...